7 Haziran 2012 Perşembe

MÜSLÜMANLARIN TEVRAT VE İNCİL'E BAKIŞ AÇISIYLA İLGİLİ ÖNEMLİ AÇIKLAMA

MÜSLÜMANLARIN TEVRAT VE İNCİL'E BAKIŞ AÇISIYLA İLGİLİ ÖNEMLİ AÇIKLAMA

Allah Kuran'da Müslümanların, Hz. Muhammed (sav)'e ve ondan önce gönderilmiş olan tüm peygamberlere ve bu peygamberlere indirilenlere iman ettiklerini bildirmektedir. Bakara Suresi'nin 4. ayetinde Rabbimiz Müslümanlar için "Onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler..." buyurmaktadır.
Kuran'da bildirildiği gibi İncil, Tevrat, Zebur ve Hz. İbrahim'in sayfaları geçmişte yaşamış olan peygamberlere indirilmiş olan kitaplardır. Bu kitapların bir kısmı yok olmuş, bir kısmı da tahrif olmuş veya değiştirilmiştir. Fakat buna rağmen içlerinde, hak dine ait birçok gerçek ve doğru izah yer almaktadır. Müslümanlar, Kuran'a ve sünnete göre değerlendirip, ayetlere ve hadislere uygun olan izahların doğru olduğuna hüsn-ü zan ederler. Dolayısıyla, Kuran'a uygun, sünnete mutabık Tevrat ve İncil izahları Müslümanların istifade edebilecekleri izahlardır. Ancak temel şart, bu izahların Kuran ayetlerine ve hadislere uygun olmasıdır.
Allah bu kitapların, gönderildikleri toplumlarda insanlar için yol gösterici olduklarını bildirmiştir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
O, sana Kitabı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti. Bundan (Kur'an'dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler... (Ali İmran Suresi, 3-4)
Bir diğer ayette Tevrat için şu şekilde bildirilmektedir:
Gerçek şu ki, Biz Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.)... (Maide Suresi, 44)
Okumakta olduğunuz bu kitapta da,  Tevrat ve İncil'de yer alan ahir zaman alametleri incelenirken söz konusu bozulmuş, dejenere edilmiş kısımlar ele alınmamış, sadece Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerine uygun izahlar kullanılmıştır.

İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ AHİR ZAMAN VE MEHDİ (AS) MÜJDESİ

İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ AHİR ZAMAN VE MEHDİ (AS) MÜJDESİ

Ahir zaman, dünyanın son dönemlerini ifade eden bir tanımdır. İslam inancına göre, kıyametten önceki bu son dönemde insanlık önce büyük bir bozulma ve dejenerasyon ile karşı karşıya kalacaktır. Haksızlığın, zulmün, açlığın ve yoksulluğun, ahlaki çöküntünün, savaşların ve çatışmaların, kargaşa ve anarşinin arttığı bu karanlık dönem, insanların din ahlakına yönelmeleriyle son bulacaktır. Yokluğun yerini bolluk, haksızlığın ve zulmün yerini adalet ve anlayış, anarşi ve kargaşanın yerini huzur ve güven alacak; dünya tarihte olmadığı kadar güzellik ve bereket içinde olacaktır. Allah, dünyanın aydınlığa ve berekete kavuşması için Mehdi (hidayete ermiş, hidayet bulmuş) sıfatını taşıyan kutlu bir şahsı ve Hz. İsa'nın yeniden dünyaya gelişini vesile kılacaktır. Tüm bunlar, bize Peygamber Efendimiz (sav) tarafından müjdelenen, Kuran'da da işaret edilen çok değerli müjdelerdir.
Ahir zamanın alametlerinin neler olduğunu, bu dönemde gelecek olan Hz. Mehdi'nin özelliklerini, Hz. Mehdi geldikten sonra yeryüzünde ne gibi değişimlerin olacağını ve Hz. İsa'nın yeryüzüne gelişini daha önce yayınlamış olduğumuz kitaplarımızda detaylı olarak incelemiştik. (Detaylı bilgi için bkz. Hz. Mehdi'nin Çıkış Alametleri ve Özellikleri, Mehdi ve Altınçağ, Peygamberimiz (sav)'in Dilinden Hz. Mehdi, Kıyamet Alametleri, Altınçağ, Ahir Zaman ve Dabbet'ül Arz, Hz. İsa'nın Geliş Alametleri, Ahir Zamanı Bediüzzaman ile Anlamak, Harun Yahya) Bu kitabımızda ise, Musevi kaynaklarda yer alan ahir zaman alametlerine, Hz. Mehdi'nin ve "Olam Ha-ba" (Beklenen Dünya) olarak ifade ettikleri altınçağ döneminin özelliklerine yer vereceğiz.
Musevi kaynaklarda tarif edilen, gerek ahir zamanda Hz. Mehdi'nin çıkacağı dönemin alametleri, gerekse Hz. Mehdi'nin hakimiyetindeki altınçağ dönemi, İslami kaynaklarda yer alan tasvirlerle büyük bir benzerlik taşımaktadır. Her iki dinde de, insanların din ahlakından uzaklaşacakları; bu nedenle pek çok zorluk ile karşılacakları; sıkıntılı bir dönemin ardından, güzel ve aydınlık bir dönemin başlayacağı ifade edilmektedir.
Ayrıca bu kitapta, Tevrat'ta(1) bahsi geçen ve hakimiyet vadedilen Ben-i İsrail (İsrailoğulları) kavminin, aslında Mehdi cemaati olduğu açıklanmakta; Mehdi cemaatini asıl belirleyecek olanın ise soy değil, samimi iman olduğu vurgulanmaktadır. Mehdi (AS) ve cemaati, Allah için yaptıkları faaliyetlerdeki başarıları ile tanınacaktır. Allah dinini hakim kılmak için kaderde kimi vesile kılarsa, bu sıfata vakıf olacak olanlar da onlar olacaktır.
Gerçek din ahlakının tüm dünyaya hakim olması ve bu sayede insanların her türlü maddi manevi sıkıntıdan kurtulmaları, tüm iman edenlerin temennisidir. Mehdi (AS)'ın çıkışı öncesindeki alametlerde görüleceği gibi, yaşanılan pek çok olay, asırlardır beklenen bu mübarek dönemin yaşanmaya başladığını göstermektedir. Tüm müminler gibi bizim de duamız, Allah'ın bizlere din ahlakının yeryüzüne yayılması için yürütülecek fikri mücadeleye katkıda bulunma imkanı vermesi ve bizleri de bu kutlu döneme şahit kılmasıdır.


(1) Musevilerin kutsal kitabı, "Eski Ahit" olarak da bilinen 39 kitaptan oluşur. Bunların ilk 5'inin, Hz. Musa'ya vahyedilen Tevrat'ın bölümleri olduğu kabul edilir. Diğer kitaplar ise, Tevrat sonrasında, diğer Yahudi peygamberlerine vahyedilen veya hayatlarını anlatan yazılardır. "Tevrat" kelimesinin Eski Ahit'in tümünü kast edecek biçimde kullanıldığı da olmaktadır. Bu kitapta, söz konusu kullanım kabul edilmiş ve tüm Eski Ahit kitapları "Tevrat" olarak nitelenmiştir.

HZ. İBRAHİM'İN HANİF DİNİNE UYMAK

HZ. İBRAHİM'İN HANİF DİNİNE UYMAK
Müslümanlar ve Kitap Ehli -Museviler ve Hıristiyanlar- farklı şeriatlara sahiptir. Ancak gerek Musevi ve Hıristiyanlardan gerekse Müslümanlardan samimi olarak iman edenler, aynı temel değerlere göre yaşarlar: Allah'a kesin bir bilgiyle iman etmek; Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmamak; Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti için yaşamak. Tüm toplumlar Allah'ın kendilerine emrettiklerini eksiksiz olarak yerine getirmekle ve Allah rızası için Rabbimiz'e gönülden teslim olup hayır işlerinde yarışmakla sorumludurlar. Allah'ın varlığına ve birliğine inanan, kesin bilgiyle ahirete iman eden, salih amellerde bulunan her üç İlahi dinin mensupları da, aslında Rabbimiz'in Hz. İbrahim'e indirmiş olduğu hak dine uymaktadırlar.
Hz. İbrahim, Allah'ın kendisini dost edindiği mübarek ve seçkin peygamberlerden biridir. Gönderildiği toplumu, Allah'a şirkten vazgeçerek, Bir ve Tek olan Allah'a iman etmeye davet etmiş; samimiyet ve güzel ahlakı ile tüm iman edenlere örnek olan, salih bir kuldur. Kuran'da Allah iman edenlere, Hz. İbrahim gibi gönülden teslim olup sadece Kendisi'ne iman etmelerini bildirmiştir:
İyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine uyandan daha güzel dinli kimdir? Allah, İbrahim'i dost edinmiştir. (Nisa Suresi, 125)
Kuran'da Hz. İbrahim'in dininin "hanif" bir din olduğu bildirilmektedir. Hanif kelimesi, "Allah'ın emrine teslim olup, Allah'ın dininden hiçbir konuda dönmeyen, ihlaslı kişi" anlamındadır. Bir ayette Allah Hz. Muhammed (sav)'e, Hz. İbrahim'in hanif dinine uymasını şöyle bildirmiştir:
Sonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O, müşriklerden değildi." (Nahl Suresi, 123)
Hz. İbrahim'den sonra gelen oğulları, torunları ve onun soyundan olan diğer salih müminler, Allah'ın Hz. İbrahim'e vahyettiği hak dine uymuşlardır. Bu gerçek Kuran ayetlerinde şu şekilde bildirilmektedir:
Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahim'in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, Biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de o salihlerdendir. Rabbi ona: "Teslim ol" dediğinde (O:) "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti. Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: "Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin" (diye benzer bir vasiyette bulundu.) Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin İlahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın İlahı olan tek bir İlaha ibadet edeceğiz; bizler O'na teslim olduk" demişlerdi. (Bakara Suresi, 130-133)
Yukarıdaki ayetlerden de anlaşıldığı gibi "Müslüman" kelime olarak "Allah'a teslim olan kişi" anlamındadır. Hz. İbrahim'in "hanif" dini, Allah'a teslim olan Museviler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında ortak bir kelimedir. Hz. İbrahim'e iman, ona duyulan sevgi ve saygı, Museviler ve Hıristiyanlar için olduğu gibi, Müslümanlar için de son derece önemlidir. Ancak unutmamak gerekir ki, Allah'a olan coşkulu imanı, derin sevgisi, Rabbimiz'in bütün emirlerine gönülden boyun eğişi, itaati ve üstün ahlakı ile tüm inananlara örnek kılınmış olan Hz. İbrahim'e en yakın olanlar, hiç şüphesiz, ona ve tebliğ ettiği ahlaka uyanlardır. Rabbimiz Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
Doğrusu, insanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah, mü'minlerin velisidir. (Al-i İmran Suresi, 68)
Dolayısıyla Allah'a gönülden iman eden Musevi ve Hıristiyanların, Hz. İbrahim ve ona uyan salih müminler gibi, yalnızca Allah'a yönelip dönmeleri; Hz. İbrahim'in gösterdiği güzel ahlakı, samimiyeti ve derinliği örnek almaları gerekir. Şüphesiz inananların peygamberlere olan sevgilerini, itaatlerini ve yakınlıklarını göstermelerinin en güzel yollarından biri, onlar gibi salih olmak için çaba göstermektir. Müslümanlar ise, Rabbimiz'in Kuran'da emrettiği gibi, tüm peygamberlere indirilenlere aralarında hiçbir ayrım yapmadan iman etmektedirler.
Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız. (Bakara Suresi, 136)
Ayrıca şunu da hatırlatmak gerekir ki, tarih boyunca tüm peygamberler Allah Katında hak olan tek bir din ahlakını insanlara tebliğ etmişlerdir. Hz. İbrahim, Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Nuh, Hz. Şuayb ve diğer peygamberlerin hepsi, insanları bir ve tek olan Allah'a katıksızca iman etmeye, yalnızca O'nun rızası için yaşamaya ve O'nun emirlerini yerine getirmeye davet etmişlerdir. Bir ayette şöyle bildirilmektedir:
O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri etti (bir şeriat kıldı)... (Şura Suresi, 13)
Görüldüğü gibi, Yahudilere ve Hıristiyanlara -bazı hüküm farkları olmakla birlikte- özünde indirilen din aynıdır. Her üç dinin mensupları da, aslında Hz. İbrahim'in torunlarıdır. Yahudi ve Hıristiyanlar da tıpkı Müslümanlar gibi, hiç şirk koşmadan Hz. İbrahim'in hanif (tevhid; tek bir Allah'a inanıp yalnızca O'na kulluk etmek) olan dinine uymakla yükümlüdürler. Bir Kuran ayetinde Rabbimiz, tüm iman edenlere Hz. İbrahim'in dinine uymakla yükümlü olduklarını şöyle bildirmektedir:
Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz." De ki: "Hayır, (doğru yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dini(dir); O müşriklerden değildi." (Bakara Suresi, 135)
Yahudi ve Hıristiyanların kutsal kitaplarında yer alan pek çok ifade, emir ve ahlaki yükümlülüklerin (dejenere olmamış kısımlarının) Kuran-ı Kerim ile son derece mutabık olması da önemli bir işarettir. (Detaylı bilgi için bkz, Gelin Birlik Olalım, Harun Yahya)

AHİR ZAMANDA YERYÜZÜNE DİN AHLAKI HAKİM OLACAKTIR

Allah, hak din İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağını, inanan kullarına güç ve iktidar vereceğini vadetmiştir. Allah'ın izniyle gerçekleşecek olan bu vaad Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir... (Nur Suresi, 55)
Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (Hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)
Kuran'da bildirildiği gibi, İslam ahlakının hakimiyeti Allah'ın bir vaadidir. Rabbimiz bu vaadini muhakkak yerine getirecektir. Yeryüzüne hakim olacağı bildirilen din ahlakı, Rabbimiz'in katında hak olan din ahlakı olacaktır. Bu dinin Hz. İbrahim'in hanif olan dini -yani İslam ahlakı olduğu- ise, son hak kitap olan Kuran'da şu şekilde bildirilmiştir:
Hiç şüphesiz din, Allah Katında İslam'dır... (Al-i İmran Suresi, 19)
Ayrıca Kuran'da, mümin toplulukların başlarında, mutlaka bir lider bulunduğu da bildirilmektedir. İçinde bulunduğumuz bu dönemde -ahir zamanda- ise, Peygamberimiz (sav)'in mütevatir hadislerinde bildirildiği gibi, İslam ahlakının hakimiyetinde müminlerin lideri, "Hz. Mehdi" olacaktır.
Pek çok hadiste, Hz. Mehdi'nin adının Peygamberimiz (sav)'in adına "muvafık" yani "uygun" olacağı da bildirilmektedir. Bu hadislerden bazıları şöyledir:
Ey insanlar, muhakkak Allahu Teala size zalimleri, münafıkları ve onlara uyanları menetmiş ve size ümmeti Muhammed'in en hayırlısı olan ve Mekke'de bulunan, ismi Ahmed, babasının ismi Abdullah olan Hz. Mehdi'yi reis kılmıştır. Ona katılınız. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 31)
Gökten şöyle bir ses duyulacak: "Ey insanlar artık Allah cebbarları, münafık ve yardımcılarını sizden uzaklaştırdı. Ümmet-i Muhammed'in en hayırlısını başınıza getirdi. Mekke'de ona katılın, O Mehdi'dir. İsmi de Ahmed B. Abdullah'dır. Diğer bir rivayet: "Size Muhammed Ümmetinin en hayırlısı olan Cabir'i tayin etti. Mekke'de ona yetişin O Mehdi'dir. İsmi Muhammed B. Abdullah'tır!" (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul El-Hüseyin El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, 8. baskı, s. 165)
Peygamberimiz (sav)'in ismi olan "Muhammed" ve hadislerde Mehdi'ye işaret eden "Ahmed" isimleri, Arapça'da aynı fiilden gelmektedir: "Ahmed" daha fazla övülmeye layık, çok, en çok methedilmiş olan anlamına gelirken; "Muhammed" pek çok tekrar tekrar övülmüş, methedilmiş mealinde bir isimdir. Dolayısıyla anlam olarak -hadislerde belirtildiği gibi- birbirlerine "muvafık" yani "uygun"dur. Konuyla ilgili işari manada bir ayette ise şöyle bildirilmektedir:
... benden sonra ismi Ahmed olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti... (Saff Suresi, 6)
Musevi kaynaklarında ise hakimiyeti sağlayacak bu şahsa, "Mesih" (ya da Kutsanmış Kral) denilmektedir. Ancak asıl önemli olan, bu şahsa ne isim verildiği değildir. Bu mübarek kişi farklı şekillerde de adlandırılabilir. Kesin olan, Allah'ın "islam ahlakının hakimiyeti" vaadinin gerçekleşeceği ve bu olaya vesile olacak halis müminlere bir topluluk ve onlara önderlik edecek mübarek bir şahsın var olacağıdır.
Musevilerin "Mesih", Müslümanların "Mehdi" Sıfatıyla Bekledikleri, Aynı Mübarek Şahıstır
İlahi dinlerde "beklenen kurtarıcı" olarak da ifade edilen "Mesih" terimi, Müslümanlarda "Mehdi" inancının tezahürüdür. İslamiyet'teki "Mehdiyet", Musevilerin kutsal kabul edilen kaynaklarında "Mesih" olarak geçer. Ancak Hıristiyanların "Mesih" olarak yeryüzüne ikinci gelişini bekledikleri Hz. İsa, "Mehdi (AS)" değildir. Müslümanlar da Hz. İsa'nın ahir zamanda yeniden dünyaya geleceğine inanmaktadırlar; ancak Hz. İsa geldiğinde Medhi (AS)'a tabi olacak, Allah'ın izniyle yegane hak din olan İslam ahlakının yeryüzüne hakim olmasına birlikte vesile olacaklardır.
Peygamberimiz (sav)'den aktarılan sahih rivayetlere göre "Hz. İsa namazını Hz. Mehdi'nin arkasında kılacaktır." (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 24) Bu rivayet diğer hadislerde şöyle haber verilmektedir:
Hz. İsa semadan nüzul edecek ve onun emirliğini kabul edecektir. Hz. İsa'ya "Bize namaz kıldır" denilecek, ancak o, "Emir sizin içinizdedir" karşılığını vererek, "Bu Allah'ın ümmeti Muhammed'e bir ikramıdır." diyecektir. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 24)
Hz. Mehdi müminlerle beraber Beytül Makdis'de sabah namazı kılarken, o sırada nüzul eden Hz. İsa'yı takdim edecek ve Hz. İsa ellerini onun omuzuna koyarak, "Namazın kaameti (namaz için seslenilmesi) senin için getirildi, bu yüzden sen kıldır" diyecek ve nihayet Hz. Mehdi, Hz. İsa ve müminlere imam olarak namazı kıldıracaktır. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 25)
Peygamberimiz (sav)'in sahih hadislerinde Hz. İsa'nın Hz. Mehdi ile aynı dönemde ortaya çıkacakları ve İslam ahlakını tüm dünyada yerleşik kılma amacıyla birlikte mücadele edecekleri bildirilmiştir. Pek çok sahih hadiste yer alan bu bilgiler, Hz. İsa ile Hz. Mehdi'nin ortaya çıktıkları dönemde biraraya geleceklerini ve karşılıklı diyalog içerisinde olacaklarını göstermektedir.
Musevilerin bekledikleri Mesih ise, aslında Mehdi (AS)'dır. Musevi metinlerinde Mesih terimi tüm krallar, yüksek rahipler, bazı savaşçılar için de kullanılmıştır. Dolayısıyla "Mesih" kavramı Musevilikte, "Allah'a hizmetle görevli, O'na yakın" kimseleri nitelendiren bir sıfat olarak kullanılmaktadır. Ancak Musevilerin günümüzde bekledikleri Mesih, "Allah tarafından ahir zamanda yeryüzüne gönderilecek ve yeryüzünü hakimiyeti altına alarak, insanları Allah'a, O'nun doğru yoluna yöneltecek bir elçi, bir dini lider"dir; ki bu tanım da Müslümanlıktaki Mehdi (AS)'a aittir.
Ayrıca Tevrat'a ve Musevilerin diğer kutsal kaynaklarına bakıldığında, "Mesih" olarak anlatılan kişinin Mehdi (AS)'ın özelliklerine sahip olduğu, faaliyetlerinin ve dünyada vesile olacakları değişikliklerin de aynı olduğu görülmektedir. Dolayısıyla Musevilerin ahir zamanda bekledikleri Mesih, Mehdi (AS)'dır.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, Mehdi'nin peygamber nesli olan Ben-i İsrail'e (İsrailoğulları'na) benzerliği bu bakımdan manidardır. Söz konusu hadislerden bir kısmı şöyledir:
Hz. Mehdi'nin boyu, posu sanki Ben-i İsrail ricalindedir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29)
Cismi, İsrail cismidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)
Mehdi sanki Ben-i İsrail'den bir adamdır. (Tavrı onlara benzer yani heybetli ve akıllı) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30)
Hz. Mehdi'nin bedeni İsraili'dir. Hz. Mehdi, sanki Ben-i İsrail ricalindendir (önde gelenlerindendir). (İbn Hacer El Mekki)
Cismi, İsrail bünyesi gibidir. (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar")
(Dış görünüşü) sanki İsrailoğullarından bir insana benzemektedir. (Ukayli "En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal")
Sanki o, İsrailoğullarından bir adam gibidir. (Nuaym b. Hammad, vr. 52a; Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar")

MUSEVİ KAYNAKLARINDA HZ. İBRAHİM'İN SOYUNA VADEDİLEN HAKİMİYET VE MEHDİ'NİN HZ. İBRAHİM'İN SOYUNDAN OLMASI


Kuran'da Allah, Hz. İbrahim'i ve onun soyundan gelenleri seçtiğini ve onları mübarek kıldığını bildirmektedir. (Bakara Suresi, 130; Al-i İmran Suresi, 33) Bu bilgi, Musevilerin kutsal kitabı Tevrat'ta da yer almaktadır. (Yaratılış, 22:17; 12:2)
Hz. İbrahim'in soyu, iki oğlu olan Hz. İsmail ve Hz. İshak ile devam etmiştir. Hz. İshak'ın soyundan olan İsrailoğulları'na, tarih boyunca pek çok peygamber gelmiştir: Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Yunus, Hz. Eyüp, Hz. İlyas, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya ve Hz. İsa. İsmail'in soyundan ise İslam Peygamberi Hz. Muhammed, onun ailesinden gelen imamlar ve en son olarak da İmam Muhammed el-Mehdi gelmektedir.
Dolayısıyla Tevrat'ta geçen Ben-i İsrail, Ben-i İshak, Ben-i İsmail, hepsi Ben-i İbrahim'in neslidir. Hepsi Allah'ın mübarek kıldığı nesil olan Hz. İbrahim'in soyudur. İbrahimi dinlerde "hidayet veren" sıfatıyla, ahir zamanda gelecek ve din ahlakının dünyaya hakimiyetine vesile olacak olan mübarek şahıs da, Hz. İbrahim'in neslindendir. Dolayısıyla Mehdi (AS) Hz. İbrahim'in neslindendir.
Allah Hz. İbrahim'in Soyuna Hakimiyet Vadetmektedir
Allah, hakimiyetini gerçekleştirmek için Hz. İbrahim soyunun iki kolundan gelen son temsilcileri korumuştur. Ahir zamanda emrinin gerçekleşmesi için İmam el-Mehdi ve İsa Peygamberi biraraya getirecektir. Kuran'da ve Peygamber Efendimiz'in hadislerinde bildirilen bu hakimiyet dönemi, Tevrat'ta Hz. İbrahim'in soyundan gelen bir topluluğa vadedilmekte ve şöyle bildirilmektedir:
Seni ziyadesiyle mübarek kılacağım; senin zürriyetini, göklerin yıldızları gibi, deniz kenarında olan kum gibi ziyadesiyle çoğaltacağım; senin zürriyetin düşmanlarının kapısına hakim olacaktır; ve zürriyetin aracılığıyla yeryüzündeki bütün milletler mübarek kılınacaklar; çünkü sözümü dinledin. (Yaratılış, 22:17-18)
Ve Rab Abram'a (İbrahim'e) dedi ki:... seni büyük millet edeceğim ve seni mübarek kılacağım ve senin adını büyük edeceğim; ve bereket ol ve seni mübarek kılanları mübarek kılacağım ve sana lanet edene lanet edeceğim; ve yeryüzünün bütün kabileleri sende mübarek olacaktır. (Yaratılış, 12:1-3)
Soyunu gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağım. Bu ülkelerin tümünü onlara vereceğim. Yeryüzündeki bütün uluslar senin soyun aracılığıyla kutsanacak. (Yaratılış, 26:4)
Yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. Doğuya, batıya, kuzeye, güneye doğru yayılacaksınız. Yeryüzündeki bütün halklar sen ve soyun aracılığıyla kutsanacak. (Yaratılış, 26:14)
Tevrat'ta dünyanın son döneminde, Allah'a gönülden iman edenlerin yeryüzünde güç sahibi olacaklarını, din ahlakının yeryüzüne hakim olacağını anlatan bölümlerden bir kısmı şu şekildedir:
Allah buyurdu:... Kendi hayatıma andolsun ki tüm yeryüzü Allah'ın celali ile dolacaktır. (Sayılar, 14:21)
Alçak gönüllülere gelince yeryüzünün varisi olacaklar... Kötülerin bilekleri kırılacak ve Allah doğruların dayanağıdır. Allah salihlerin günlerini biliyor ve onların mirası ebedi olacaktır. (Mezmurlar, 37:12-18)
Yeryüzünün dört bucağı anımsayıp Rab'be dönecek, ulusların bütün soyları O'nun önünde yere kapanacak. Çünkü egemenlik Rab'bindir... (Mezmurlar, 22:27-28)
Çünkü kötülerin kökü kazınacak, ama Rab'be umut bağlayanlar ülkeyi miras alacak. Yakında kötünün sonu gelecek, yerini arasan da bulunmayacak. Ama alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak, derin bir huzurun zevkini tadacak... (Mezmurlar, 37:9-11)
Çünkü kötülerin gücü kırılacak, ama doğrulara Rab destek olacak... kötüler yıkıma uğrayacak; Rab'bin düşmanları kır çiçekleri gibi kuruyup gidecek, duman gibi dağılıp yok olacak. (Mezmurlar, 37:17-20)

Rab'be umut bağla, O'nun yolunu tut... Ama başkaldıranların hepsi yok olacak... Doğruların kurtuluşu Rab'den gelir... Rab onlara yardım eder, kurtarır onları, kötülerin elinden alıp özgür kılar, çünkü kendisine sığınırlar. (Mezmurlar, 37:34-40)
Bu pasajlardan da açıkça anlaşılacağı üzere, Tevrat'ta haber verilen hakimiyet belirli bir grubun veya ırkın diğer toplumlar üzerinde güç ve iktidar sahibi olması değil, Allah'ın tüm insanlara emrettiği, gerçek din ahlakının yeryüzüne hakim olmasıdır. Bununla birlikte Tevrat'ta Yahudilerin sözde ırksal üstünlüğüne ve hakimiyetine işaret eden ifadeler de yer almaktadır. Söz konusu ifadeler, Tevrat'ın indirildiği dönemde yaşayan samimi müminlere haber verilen müjdelerin yanlış yorumlanmasından ve bu yanlış yorumların Hz. Musa'nın ardından Tevrat'a dahil edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bir kısım Yahudilerin, tüm bu pasajları din ahlakına uygun olmayacak şekilde, kendi ırklarının veya toplumlarının dünyaya hakim olması şeklinde yorumlamaları da gerçeği yansıtmamaktadır.
Nitekim İslamiyet'te var olan "din ahlakının hakimiyeti" kavramı da, yeryüzünde din ahlakının yaşanmamasından kaynaklanan kötülük ve zorlukların, din ahlakının yaşanmaya başlaması ile ortadan kalkması ve güzel ahlakın yaygınlaşmasıdır. Müslümanların temennisi, Allah'ın emrettiği ahlakın yani yardımlaşmanın, adaletin, dürüstlüğün, sadakatin, tevazunun, affediciliğin, merhametin, insanlar arasındaki ilişkilerde esas olması; herkesin Allah'ın rızasını kazanmak için en güzel ahlakı göstermekte yarıştığı bir ortamın tesis edilmesidir. Böyle bir ortamın sağlanması, hiç şüphesiz bu erdemlerin eksikliğinden kaynaklanan her türlü sorunu ortadan kaldıracaktır. Bu anlayışa sahip olan Müslümanların amacı güç ve iktidar sahibi olmak değil, eğer Allah böyle bir nimet kendilerine lütfederse bu nimeti din ahlakını daha çok yaymak için en iyi şekilde kullanmaktır. Müminlerin bu güzel özelliği bir Kuran ayetinde şu şekilde haber verilmiştir:
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, marufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir. (Hac Suresi, 41)

Tevrat'ta Hakimiyet Vadedilen Topluluğun Özellikleri
Allah Musevilere, hak dine sadık kaldıklarında, peygamberlere itaat ettiklerinde, yalnızca Allah'a gönülden iman ettiklerinde üstün kılacağını haber vermiştir. Allah'ın hakimiyet vadettiği kullarının vasıfları Tevrat'ta şöyle bildirmektedir:
Uymanız için size bildirdiğim bu buyrukları eksiksiz yerine getirir, Allah'ınız Rab'bi sever, yollarında yürür, O'na bağlı kalırsanız, önünüzden kovacak. Sizden daha büyük, daha güçlü ulusların topraklarını mülk edineceksiniz.Ayak basacağınız her yer sizin olacak... (Yasanın Tekrarı, 11:22-24)
Allah İsrailoğulları'na hakimiyet için Allah'a bağlılığı, Allah'ın emirlerini eksiksiz yerine getirmeyi ve Allah sevgisini koşul olarak bildirmiştir. Tevrat'taki bu pasajın devamında ise, Yahudilere iki yol sunulduğu; imanı seçerlerse nimet, imandan yüz çevirirlerse bela ile karşılaşacakları şöyle bildirilir:
Ve bakın, bugün önünüze kutsamayı ve laneti koyuyorum: Bugün size bildirdiğim Allah'ınız Rab'bin buyruklarına uyarsanız kutsanacaksınız. Ama Allah'ınız Rab'bin buyruklarını dinlemez, bilmediğiniz başka ilahların ardınca giderek bugün size buyurduğum yoldan saparsanız, lanete uğrayacaksınız. (Yasanın Tekrarı, 11:26-28)
Hakimiyet vadedilen topluluğun özellikleri, diğer Tevrat pasajlarında şöyle bildirilmektedir:
.. Allah'ın Rab, Allah O'dur, Kendisini sevenler ve emirlerini tutanlar için bin nesle kadar ahdi ve inayeti koruyan,... sadık Allah'tır... (Yasaların Tekrarı, 7: 9-10)
Allah'ınız Rab'bi sevin, sözüne uyup O'na bağlanın... söz verdiği ülkede uzun yaşamanızı sağlayacaktır. (Yasaların Tekrarı, 30:20)
Allah'ınız Rab el attığınız her işte sizi başarılı kılacak; çok sayıda çocuğunuz olacak, hayvanlarınızın yavruları, toprağınızın ürünü bol olacak. Rab atalarınızdan nasıl hoşnut kaldıysa, sizden de öyle hoşnut kalacak ve sizi başarılı kılacak.Yeter ki, Allah'ınız Rab'bin sözünü dinleyin, bu Yasa Kitabı'nda yazılı buyruklarına, kurallarına uyun ve bütün yüreğinizle, bütün canınızla O'na dönün. (Yasaların Tekrarı, 30:9-10)

Tevrat'tan bir başka bölümde ise, hakimiyetin Allah'tan korkanlara vadedildiği bildirmektedir:
Rab'den korkan o adam kimdir?... Canı iyilikte oturacak; onun soyu yeryüzünün varisi olacaktır. Rab'bin sırrı ondan korkanlara olacaktır... (Mezmurlar, 25:12-14)
Yine Tevrat'ta Allah'a tevekkül eden (dayanıp güvenen), alçakgönüllü olan, Allah'a imandan zevk duyan kişilerin, hakimiyete ve Allah'ın nimetlerine varis oldukları bildirilmektedir:
Sen Rab'be güven ve iyilik yap... Rab'den zevk al, O senin içindeki istekleri yerinegetirecektir. Her şeyi Rab'be bırak, O'na güven. Rab'be umut bağlayanlar yeryüzünün varisi olacaklardır... alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak, derin bir huzurun zevkini tadacak. (Mezmurlar, 37:3-11)
Eğer Allah'ın Rab'bin emirlerini tutarsan ve O'nun yollarında yürürsen,... size söz verdiği ülkede bolluk içinde yaşamanızı sağlayacak: Rahminizin meyvesi kutsanacak; hayvanlarınızın yavruları, toprağınızın ürünü verimli olacak. Rab ülkenize yağmuru zamanında yağdırmak ve bütün emeğinizi verimli kılmak için, göklerdeki zengin hazinesini açacak. Birçok ulusa ödünç vereceksiniz; siz ödünç almayacaksınız. Ve eğer bugün sana emretmekte olduğum Allah'ın Rab'bin emirlerini tutmak ve yapmak için onları dinlersen ve başka ilahlara kulluk etmek için, onların ardınca yürümek üzere, bugün sana emretmekte olduğum bütün sözlerden sağa ve sola sapmazsan, Rab seni kuyruk değil baş yapacak ve ancak üstün olacak, alt olmayacaksın. (Yasanın Tekrarı, 28:9-14)
Tevrat'ta hakimiyet vadedilen topluluğun özellikleri toplu olarak değerlendirildiğinde, Allah'ın hakimiyet nasip edeceği kimseler şu vasıflara sahip olacaklardır:
  • Allah yolunda yaşamak
  • Herşeyiyle sadece Allah'a yönelmek
  • Allah'ın emirlerini eksiksiz yerine getirmek
  • Allah'ı sevmek
  • Allah'tan korkmak
  • Allah'a şirk koşmamak
  • Allah'a bağlı ve sadık olmak
  • Allah'a dayanıp güvenmek
  • Allah'a imandan zevk almak
  • İyilik yapmak
  • Alçakgönüllü olmak
Tevrat'ta yer alan hakimiyet samimi olarak iman edenlere müjdelenmiş olan hak din ahlakının hakimiyetidir. Bu hak din ise "Kim İslam'dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez..." (Al-i İmran Suresi, 85) ayetinde buyrulduğu üzere, Allah Katında İslam'dır.

TEVRAT'TA BEN-İ İSRAİL DİYE HİTAP EDİLEN KAVİM, MEHDİ CEMAATİDİR

Ahir zamanda gelecek Mehdi (AS)'ın ve cemaatinin özellikleri, vesile olacakları müjdeli dönem, İbrahimi dinlerin kendi kutsal kaynaklarında çok detaylı tarif edilmektedir. Hikmetli bir şekilde aktarılan tüm bu tarifler, her üç dinde de birbiriyle şaşırtıcı bir uyum içindedir. Bundan asırlar önce tasvir edilen bir ortamın, günümüz şartlarını yüzlerce delille tam olarak yansıtması, Mehdi (AS)'ın çıkışının çok yakın olduğunu bizlere göstermektedir.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerine göre, Hz. Mehdi ve cemaati, tüm dünya insanlarının geleceği için çok önemli ve çok faydalı faaliyetler yaptıkları halde, ilk dönemlerde bilinmeyecekler ve çok az sayıdaki mümin topluluğu dışında onlara destek olan olmayacaktır. Ancak iman gözü ile bakanlar, Hz. Mehdi'yi ve cemaatini, zannı galipleriyle (üstün gelen kanaatleriyle) bileceklerdir. Her şekilde bu mübarek kişinin Mehdiyet makamına haiz olduğu, Allah'ın dinini yaymaktaki başarısı ile netleşecektir. Bir ayette, Kitap Ehli'nin Peygamber Efendimiz (sav)'i "çocuklarını tanır gibi" tanıyacakları bildirilmektedir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. (Bakara Suresi, 146)
Bu ayet işari manada, Hz. Mehdi'nin tanınacağına da işaret etmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.) Hz. Mehdi de ortaya çıktığında, Peygamberimiz (sav)'in tasvirleri ışığında, insanlar onu çocuklarını tanır gibi tanıyacaklardır. Ancak buna rağmen bazı insanlar, bu mübarek şahsı tanımazlıktan gelecekler ve kendisini inkar edeceklerdir.

Allah'ın Hakimiyet Vaadinde Saf Irk Değil, Saf İman Ölçüdür
Bir kısım Yahudiler, Tevrat'ta hakimiyetle ilgili bahsi geçen topluluğun, Yahudi ırkı olduğunu öne sürmektedirler. Ancak ahir zamanda gerçekleşecek olan hak din ahlakının hakimiyeti, soy üstünlüğüyle değil; iman ve ahlak üstünlüğü ile olacaktır.
Günümüzde Yahudilerin büyük kısmının böyle bir iman bütünlüğüne sahip olmadığı, din ahlakını yeryüzüne hakim kılacak ahlak üstünlüğü göstermedikleri görülmektedir. (İçlerinden Allah'a samimi iman edenleri tenzih ederiz.) Bu durum, bizzat dindar Yahudiler tarafından da kabul edilmekte, hatta eleştirilmekte ve kınanmaktadır. Açıktır ki, Tevrat'ta bahsi geçen ve hakimiyet vadedilen topluluğun vasıflarına kim sahipse, Allah, din ahlakının hakimiyetine onları vesile edecektir. Diğer bir deyişle din ahlakını hakim edecek olanlar; samimi olarak iman eden, Allah'a saygı dolu bir korkuyla bağlı, Allah'ın bildirdiği ahlakı koruyan, gönülden teslim olmuş, şefkati, merhameti ve sevgiyi yaşayan müminlerdir. Hakimiyet, bir topluma veya ırka değil, samimi müminlere vadedilmiş bir müjdedir.
Bir kişinin sadece Yahudi kavminden olduğu için kendisine hakimiyet vadedildiğini düşünmesi ise, çok büyük bir yanılgı olacaktır. Önemli olan bir kimsenin Yahudi olup olmaması değil; Allah'a, din ahlakına ve peygamberlere olan bağlılığı, sadakati, itaati ve teslimiyetidir. Eğer bir kişi, Allah'ın varlığını kabul etmiyorsa ya da Allah'ın kudretini gereği gibi takdir edemiyorsa; dine inanmıyor veya din ahlakını tam anlamıyla yaşamıyorsa; peygamberlere inanıp onların mübarek sünnetlerini devam ettirmiyorsa; bu kişinin hangi ırka veya soya mensup olduğunun bir anlamı yoktur. Allah'a inanmayan, O'na gönülden teslim olmayan bir kimsenin, Hz. İbrahim'in, Hz. Yakup'un, Hz. Musa'nın soyundan olması bir anlam taşımaz; çünkü bu kişi soyundan geldiği mübarek peygamberleri reddetmiş bir kişidir. Bir kimsenin iman sahibi olmadan, sadece Peygamberler neslinden gelmesi, o kişiyi mübarek bir insan kılmaz. Hz. İbrahim'i, Hz. İshak'ı, Hz. Yakup'u, Hz. Musa'yı kabul etmeyen, Allah'ı sevmeyen, Allah'tan korkmayan bir kişinin soyunun Allah Katında bir önemi yoktur. Allah Kuran'da, insanı Allah Katında değerli kılan tek ölçünün, takva olduğunu bildirmiştir:
... Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Bir başka ayette ise, güzel olan sonucun takva sahipleri için olduğu, şu şekilde haber verilmiştir:
... Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir. (Hud Suresi, 49)
Takva sahibi olanlar, Allah yolunda samimi çaba sarf ederek sonucunu Allah'tan uman, Allah'ın rızası dışında bir karşılık beklemeyen, canını ve malını Allah'a satmış, Allah'tan şiddetle korkan ve Allah'ı aşkla seven kimselerdir. Hak din ahlakının hakimiyeti için Allah'ın varisleri de onlardır.
Sonuç olarak, Allah'ın hakimiyet vadetmesindeki asıl ölçü samimi imandır. Tevrat'taki hakimiyet izahlarıyla kastedilen, sadece belli bir kavimden olmak değildir. Müslüman olan -yani Allah'a teslim olmuş- ve Allah'a şirk koşmadan, samimi inanan kim ise, Tevrat'ta bahsedilen Ben-i İsrail kavmi de odur. Diğer bir deyişle "Ben-i İsrail", "Müslüman (Allah'a teslim olmuş)" olmanın diğer bir ismidir. Allah'ın seçip hakimiyet vadettiği topluluk, Nur Suresi 55. ayette bildirildiği gibi, şu vasıflara sahip olacaktır:
  • Allah'a iman etmek,
  • Salih amellerde bulunmak,
  • Yalnızca Allah'a ibadet etmek,
  • Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak.
Allah'ın vadettiği hakimiyet böyle bir topluluğa yöneliktir. Yoksa Ben-i İsrail soyundan olup, dindar olmayan bir kavmin dünyaya hakim olması beklenemez.
Diğer taraftan koşul olarak saf ırk aranması da, makul bir iddia değildir. Çünkü tarih boyunca birbirine çok yakın mekanlarda yaşayan soyların, keskin bir şekilde, karışmadan devam etmeleri mümkün değildir. Hz. İbrahim'in oğulları olan Hz. İshak ve Hz. İsmail'in soylarının karışmaması da mümkün değildir. Kastedilenin soy değil, inanç birliği olduğu açıktır.
Nitekim Tevrat'ın Yaratılış bölümünde, Hz. İshak'ın oğlunun Hz. İsmail'in kızı ile evlendiği bildirilmektedir. (Yaratılış, 28:7-10) Tevrat'ta bildirilen bu durum, soyların daha en başından karışabildiğine açık bir örnek teşkil etmektedir. Kaldı ki, yakın bölgelerde yaşayan Hz. İshak ve Hz. İsmail soyları, Hz. İbrahim'in oğulları olarak her yönden akrabalık bağları içindedir. Bu durumda, Hz. İshak'ın soyunun hiçbir karışmaya uğramadan bugüne kadar geldiği, Yahudilerin de bu "saf" ırktan oldukları iddia edilemez. Dolayısıyla, din ahlakını hakim kılacağı haber verilen topluluk herhangi bir soy veya ırk değil, Hz. İbrahim'in hak dininin, günümüzdeki ismiyle İslam ahlakını hakim edecek olan topluluktur.
Ayrıca Kuran'da Allah, tüm elçilerin tek bir nesil olduklarına bildirmektedir:
Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (Al-i İmran Suresi, 33-34)
Allah, Enam Suresi'nde de birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir:
İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir. Bu, İbrahim'e, kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir. Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir. Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir. İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık. Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 82-87)
Bütün peygamberler birbirinin soyundan gelmektedir. Hz. Yakup'un soyu, Hz. Süleyman'ın soyu, Hz. Davud'un soyundan bahsedilirken, Hz. İbrahim'in soyu kastedilmektedir ve hakimiyet peygamberler soyu olan Hz. İbrahim'e vadedilmektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) de bu mübarek soydandır. Hz. Mehdi de hadislerde belirtildiğine göre, bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere "seyyid" denmektedir. Hz. Mehdi de seyyid olacaktır. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde konu ile ilgili şöyle bildirilmektedir:
Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehl-i Beyt'imden (soyumdan) bir zatı (Hz. Mehdi'yi) gönderecek. (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)
Benim Ehl-i Beyt'imden bir şahıs (Hz. Mehdi) bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez. (En-Necmu's Sakıb, Ukayli)
Hz. Mehdi ve Cemaati Kaderde Bellidir
İnsan hem kendi kaderinin hem de dünyanın kaderinin sadece izleyicisidir. Kimsenin bu kadere yön vermesi mümkün değildir. Aynı şekilde bu kaderle ilgili yorumda bulunması, bundan razı olması veya buna itiraz etmesi, Allah'ın vaadini, kaderde takdir ettiğini kesinlikle değiştiremez. Allah kimi seçip, kimin vesilesiyle dünyaya din ahlakını hakim kılarsa, Mehdi de o kimse olacaktır.
Yoksa hiç kimse çıkıp Mehdi olduğunu iddia edemez. Kaldı ki Mehdilik bir iddia değildir. Gayret etmekle çalışmakla, elde edilebilecek bir makam da değildir. Mehdi olabilmek için, bunun o kişinin kaderinde olması; Mehdi olarak yaratılması gereklidir.
Hadislerde ve İslam alimlerinin açıklamalarında belirtildiği gibi, Hz. Mehdi soydan çok, icraatlarıyla tanınacaktır. Hz. Mehdi ve cemaatinin ana faaliyeti dinsizlikle fikri mücadele ve hak din ahlakını tüm dünyaya yaymak olacaktır. Dinsiz ve imansız ideolojileri fikren mağlup eden, Allah'ın varlığının delillerini açıkça ortaya koyan, insanların imanlarına vesile olup din ahlakını yeryüzüne yayan kişi Hz. Mehdi'dir. Bu faaliyetler ve gelişmeler olmadan, bir kişinin veya topluluğun herhangi bir iddiada bulunmasının manası yoktur.

MUSEVİ KAYNAKLARINDA MEHDİ (AS)'IN HAKİMİYET DÖNEMİ

MUSEVİ KAYNAKLARINDA MEHDİ (AS)'IN HAKİMİYET DÖNEMİ
Musevilere göre Mehdi'nin gelişinden sonraki dönemde, tüm dünyada, nefret, hoşgörüsüzlük ve savaşlar sona erecek; barış ve adalet tesis edilecek, sevgiye dayanan bir yönetim kurulacaktır. Ayrıca Mehdi döneminde teknoloji çok ilerleyecek; şehirler süslenecek; yüksek yaşam seviyesine kavuşulacak; topraklar bereketli, su kaynakları bol olacak; zenginlik ve bolluktan kimse ihtiyaç içinde kalmayacaktır. Fakat insanlar asıl olarak Allah'a yakınlaşmak için çaba harcayacak ve maddeden çok maneviyata önem verecekler. Din ahlakının hakimiyetiyle anlaşmazlıklar ortadan kalkacak; insanlar huzur ve güven içinde yaşayacak ve yeryüzü Allah'ın ilmiyle dolacaktır.
Musevilerce "Olam Ha-ba" (Beklenen Dünya) olarak adlandırılan, Mehdi'nin hakimiyet dönemini anlatan ifadeler, Hz. Muhammed (sav)'in "Altınçağ"ı tarif eden hadisleriyle çok büyük bir uyum göstermektedir.

İNCİL'DE MEHDİ (AS)'A İŞARETLER

İncil'de ahir zaman ve Hz. İsa'nın ikinci gelişi ile ilgili, çok sayıda açıklamaya rastlamak mümkündür. Günümüzdeki İncil'in bazı bölümleri bozulmuş olsa da, Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerine uygun kısımlarında, Hz. İsa'nın gelişinden önce ve sonra belirecek doğa olayları, toplumsal hadiseler anlatılmaktadır. Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği gibi Hz. İsa, dünya üzerindeki dinsizliği temsil eden Deccal ile çok büyük bir mücadele yürütüp, onu yenecek ve yeryüzünde din ahlakının tam olarak hakim olduğu, kutlu bir dönemin başlamasını sağlayacaktır.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerine göre Hz. Mehdi, Hz. İsa ile buluşacak, birlikte namaz kılacaklardır. Bir rivayette ise, Mehdi'nin Hz. İsa'yı tanıyıp halka takdim edeceği nakledilmiştir. Mehdi ve Hz. İsa belirli bir dönem yeryüzünde birlikte hüküm sürecekler ve Deccali fikir sistemini de birlikte yardımlaşarak ortadan kaldıracaklardır. (En doğrusunu Allah bilir.)
Hz. İsa ile Hz. Mehdi aynı dönemde -ahir zamanda- birlikte bulunacakları için, tıpkı kıyamet alametleri ve Mehdi'nin çıkış alametleri gibi, Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişini haber veren alametler de ortaktır. Aynı dönemi tarif eden bu anlatımlar, hem Hz. Mehdi'nin hem de Hz. İsa'nın ikinci gelişinin işaretleridir. İncil'de yer alan söz konusu haberlerin doğruluğundan kesin olarak emin olamasak da, Kuran ve Peygamberimiz (sav)'in sahih hadisleri ile son derece mutabık açıklamalar olmaları dikkat çekicidir.
Bu benzerlikler göz önünde bulundurulduğuda, İncil'e göre de, ahir zaman tariflerinin hemen hepsi, birbiri peşi sıra günümüzde ortaya çıkmaktadır. Böylece içinde yaşadığımız zamanın, Mehdi'nin çıkması beklenen dönem olduğunu, başta İslami kaynaklara göre olduğu gibi, Tevrat ve İncil'e dayanarak da söylemek mümkündür.

İNCİL'DE MEHDİ (AS)'IN HAKİMİYET DÖNEMİ
Allah'ın, Kuran'da iman edenlere vadettiği din ahlakının hakimiyeti, Tevrat'ta olduğu gibi İncil'de de yer almaktadır. İbrahimi dinlerin kutsal kitaplarında geçen bu vaat, Hz. İbrahim'in soyundan, Allah'a katıksızca iman eden, sadece O'nun rızası için yaşayan ve din ahlakının tüm dünyaya yayılması için çalışan bir topluluğa yöneliktir. Ahirzamanda gelecek Hz. Mehdi ve cemaati, Allah'ın izniyle, bu vaadin gerçekleşmesine vesile olacak halis müminlerdir. İncil'de Allah'ın iman edenlere bu vaadi şöyle bildirilmektedir:
Sizler peygamberlerin mirasçıları, Allah'ın atalarınızla yaptığı antlaşmanın mirasçılarısınız. Nitekim Allah İbrahim'e şöyle demişti: "Senin soyunun aracılığıyla yeryüzündeki bütün halklar kutsanacak." (Elçilerin İşleri, 3:25)
. İbrahim'e ve soyuna dünyanın mirasçısı olma vaadi Kutsal Yasa yoluyla değil, imandan gelen aklanma yoluyla verildi. (Romalılara Mektup, 4:13)
Ahirzamanda Hz. Mehdi'nin çıkışından sonraki hakimiyet dönemine yönelik, İncil'deki anlatımlardan bir kısmı şöyledir:

1. Alametler olduğunda, hakimiyetin yakın olması >>>
2. Allah'a imanın tüm dünyaya hakim olması >>>
3. Materyalizmin çöküşü >>>
4. İnkarcıların akılsızlıklarının ortaya çıkması >>>
5. Dünyayı iman edenlerin yönetmesi >>>
6. Dünyada din ahlakına dayalı yeni bir yönetim sistemi olması >>>
7. Dünya'ya barış ve adaletin hakim olması >>>
8. Büyük bir zenginliğin ve görkemin hakim olması >>>
9. Üzüntü ve sıkıntıların sona ermesi >>>
10. Allah'ın lüftu olarak kurtuluş dönemi olması >>>
11. Deccali sistemin kesin bir şekilde ortadan kalkması >>>
12. Ahlaki dejenerasyonun sona ermesi >>>
13. İnsanlar arasında güzel ahlakın yaygınlaşması >>>
14. Global ısınmaya çözüm bulunması >>>
15. Kıtlık ve kuraklığın son bulması

KURAN'DA VE DİĞER İSLAMİ KAYNAKLARDA

Peygamberimiz (sav) bundan yaklaşık 1400 sene önce, çeşitli alametlerle günümüze işaret ederek, insanların Kuran ahlakından uzaklaşacakları bir dönem olacağını; dünya çapında büyük bir bozulma, fitne, kargaşa ve dejenerasyon yaşanacağını haber vermiştir. Bunun ardından ise Allah'ın "Mehdi" sıfatıyla mübarek bir kulunu vesile ederek, tüm dünyada İslam ahlakını hakim kılacağını; yaşanan manevi yozlaşmanın yerini güzel ahlaka, huzur, barış, mutluluk ve refaha bırakacağını bildirmiştir. Peygamberimiz (sav) bu dönemde, daha önce Allah Katına alınmış olan Hz. İsa'nın da ikinci kez yeryüzüne geleceğini ve Hz. Mehdi'yle birlikte, Deccal'e ve onun fikir sistemine karşı mücadele vereceğini anlatmıştır. Allah'ın izniyle Deccaliyet, bu kutlu dönemde Hz. İsa ve Hz. Mehdi vesilesiyle manen son bulacak ve etkisiz hale getirilecektir.
Bu kitapta yer verdiğimiz, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin geleceği dönemin alametlerinin çok büyük çoğunluğu gerçekleşmiştir. Allah'ın izniyle, içerisinde bulunduğumuz bu dönem, Deccaliyet'in mağlup olduğu, inananların ve din ahlakının dünya çapında hakim olacağı esenlik dolu bir dönem olacaktır. İmanın ışığı ile, Yüce Rabbimiz gerçek din ahlakını hakim kılacağını şöyle bildirmektedir:
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de, O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)
Allah'ın bu vaadi Allah'ın belirlediği kader içinde mutlaka gerçekleşecektir. Hz. Mehdi, Sevgili Peygamberimiz (sav)'in vaat ettiği tüm hizmetlerini yerine getirecek ve Allah'ın izniyle Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılacaktır. Bolluğuyla, bereketiyle, insanlara sağlayacağı her türlü konforuyla ve huzur dolu ortamıyla her Müslüman'ın ulaşmak isteyeceği bir dönem, iman eden insanlar için dünya hayatında çok üstün bir mükafattır.
Hz. Mehdi'nin çıkışının bir müjde olduğunu, Peygamberimiz Hz. Muhammed "Hz. Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beytim'den bir kişidir."1 sözü ile bildirmiştir. Peygamberimiz (sav) Allah'ın bir lütfu olarak göndereceği bu kıymetli şahsa uyulmasını ise, bir ifadesinde şöyle söylemiştir:
... O (Mehdi) arza sahib olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden O'na kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O'na katılsın. Zira O Mehdi'dir.2
1 Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Ahir Zaman, s. 13.
2 Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Celalettin Suyuti, s. 14.

SONUÇ: ALLAH VAADİNDEN GERİ DÖNMEYENDİR

SONUÇ: ALLAH VAADİNDEN GERİ DÖNMEYENDİR
Hz. Mehdi'nin gelişi konusu İbrahimi dinlerin tarihinde, her dönem önemli bir yer tutmuştur. Her dinin kendi kutsal kaynaklarında, vasıflarıyla, yardımcılarıyla, devrinin özellikleriyle ve yapacağı icraatlarla, ayrıntılı olarak tarif edilen Hz. Mehdi'nin gelişi, iman edenler arasında coşkulu bir müjde konusudur.
Mehdi (AS)'ın ortaya çıkışının çok yakın olduğunu ise, bu alametlerin yoğun olarak, birbiri ardınca yaşanmasından anlayabiliyoruz. Fitne ve bozgunculuğun, çatışma ve savaşların, ahlaksızlık ve dinsizliğin, hiçbir dönemde olmadığı kadar yaygınlaşması, dejenerasyonun adeta doruk noktasına ulaşması, Hz. Mehdi'nin çıkışının an meselesi olduğunu göstermektedir. Ancak yaşanan tüm bu olumsuzluklar, suyun ateşi söndürmesi gibi, Hz. Mehdi'nin çıkışı ile son bulacak ve Allah muhakkak, müminleri "... yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracaktır." (Nur Suresi, 55)
Bu müjdeli gelişmelere karşı batıl bir mücadele içinde olanlar ise, kaderlerindeki yenilgiye şahit olacaklardır. "O, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı gerçekleştirmek ve batılı geçersiz kılmak için (böyle istiyordu.)" (Enfal Suresi, 8) ayetinde bildirildiği gibi, kesin olarak Allah'ın istediği olacaktır. Din ahlakının yayılmasına direnenlerin durumu, Kuran'da şöyle açıklanmaktadır:
İnkar edenler ise; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur... (Nur Suresi, 39)
Hz. Mehdi'nin vesilesiyle imana yönelecek ve onun liderliğinde altınçağı yaşayacak insanlar, Allah'ın izniyle çok şerefli bir döneme tanık olacaklardır. Bolluğuyla, bereketiyle, konfor ve huzur dolu ortamıyla, her Müslüman'ın ulaşmak isteyeceği bu dönem, iman eden insanlar için dünya hayatında çok üstün bir mükafattır. Altınçağ'da anarşi, terör, kargaşa, düşmanlık ve şiddetin tümüyle kalkması sonucunda, yaşanacak olan barış ve esenlik dolu hayatla, insanlar dünyada cennet benzeri bir ortama kavuşacaklardır.
Allah'ın müminlere bu lütfu, Kuran'da "Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır." ayetiyle bildirildiği gibi Rabbimiz'in bir vaadidir. (Maide Suresi, 56) Ve "Allah va'dinden geri dönmez." (Rum Suresi, 9) Bir başka Kuran ayetinde ise Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir. (Mürselat Suresi, 7)

ARAF SURESİ’NİN 35. AYETİNDE GEÇEN; “... içinizden size ayetlerimi haber veren elçiler geldiğinde...” İFADESİNİN EBCED DEĞERİ 2040 YILINI VERMEKTEDİR


EY ADEMOĞULLARI, İÇİNİZDEN SİZE AYETLERİMİ HABER VEREN ELÇİLER GELDİĞİNDE, KİM SAKINIRSA VE (DAVRANIŞLARINI) DÜZELTİRSE İŞTE ONLAR İÇİN KORKU YOKTUR, ONLAR MAHZUN OLMAYACAKLARDIR.
A’RAF SURESİ, 35


...İÇİNİZDEN SİZE AYETLERİMİ HABER VEREN ELÇİLER GELDİĞİNDE...
Arapça Okunuşu: Ya beni ademe imma ye'tiyennekum rusulun minkum yekussune aleykum ayatiy fe men itteka ve aslaha fe la havfun aleyhim ve la hum yahzenune
imma  ye'tiyennekum  rusulun minkum yekussune
41     +         531        +     290   +   150     +   256  +  
81     +         581        +     290   +   150     +   346  +
aleykum ayatiy
170     +   422  = 2040 (Şeddeli)

PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN KADINLARA OLAN SEVGİSİNİ İFADE EDEN BAZI HADİS-İ ŞERİFLER


Ali b. İbrahim b. Hâşim; babası, Muhammed b. Ebû Umeyr ve İshak b. Ammâr aracılığıyla rivayet eder: EBÛ ABDULLAH [CAFER SÂDIK ALEYHİSSELÂM] ŞÖYLE BUYURDU: KADINLARI SEVMEK PEYGAMBERLERİN [SALLALLAHU ALEYHİM] AHLÂKINDANDIR. 
Kuleynî, Kâfî, c.5, s.320, hadis no: 1
Muhammed b. Yahya el-Attâr; Abdullah b. Muhammed, Ali b. Hakem, Aban b. Osman ve Ömer b. Yezid aracılığıyla rivayet etti: EBÛ ABDULLAH [CAFER SÂDIK ALEYHİSSELÂM] BUYURDU Kİ: KADINLARA KARŞI SEVGİSİ ÇOĞALMADIĞI SÜRECE BİR KİMSENİN İMANININ ARTACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUM.
Kuleynî, Kâfî, c.5, s.320, hadis no: 2
Muhammed b. Umeyr; Bekkâr b. Kerdem ile başka birisinden naklen Ebû Abdullah’ın [Cafer Sâdık aleyhisselâm] şöyle dediğini rivayet eder: HZ. PEYGAMBER [SALLALLAHU ALEYHİ VE ÂLİHİ] BUYURDU Kİ: “BENİM GÖZ AYDINLIĞIM NAMAZDA, HAZ KAYNAĞIM DA KADINLARDA KARAR KILINDI.
Kuleynî, Kâfî, c.5, s.321, hadis no: 7

PEYGAMBERİMİZ (SAV) HZ. MEHDİ (AS) VE TALEBELERİNİN ARASINDA ALLAH SEVGİSİNDEN KAYNAKLANAN ÇOK GÜÇLÜ BİR BAĞ OLACAĞINI YÜZLERİNİN ÇOK NURLU İMANLARININ İSE ÇOK GÜÇLÜ OLACAĞINI HABER VERMİŞTİR


Hz. Ömer (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: Allah'ın kulları arasında bir grup var ki, onlar ne peygamberlerdir ne de şehidlerdir. Üstelik kıyamet günü Allah indindeki makamlarının yüceliği sebebiyle peygamberler de, şehidler de onlara gıpta ederler. Orada bulunanlar sordu: Ey Allah'ın Resulü! Onlar kim, bize haber ver! Onlar aralarında ne kan bağı ne de birbirlerine bağışladıkları bir mal olmadığı halde, Allah'ın adına birbirlerini sevenlerdir. Allah'a yemin ederim, onların yüzleri mutlaka nurdur. Onlar bir nur üzeredirler. Halk korkarken, onlar korkmazlar. İnsanlar üzülürken, onlar üzülmezler ve şu ayeti okudu: "Haberiniz olsun Allah'ın dostları var ya! Onlara ne korku var ne de onlar üzülecekler" (Yunus Suresi, 62) (Ebu Davud, Büyü 78, (3527)

ENAM SURESİ’NİN 89. AYETİNDE GEÇEN; ...EĞER BUNLARI TANIMAYIP KÜFRE SAPIYORLARSA, ANDOLSUN, BİZ BUNA (KARŞI) İNKÂRA SAPMAYAN BİR TOPLULUĞU VEKİL KILMIŞIZDIR.” İFADESİNİN EBCED DEĞERİ 1990 VE 2010 YILLARINI VERMEKTEDİR


Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Eğer bunları tanımayıp küfre sapıyorlarsa, andolsun, biz buna (karşı) inkâra sapmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır.
(En’am Suresi 89)

...Eğer bunları tanımayıp küfre sapıyorlarsa, andolsun, biz buna (karşı) inkâra sapmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır.
Arapça Okunuşu:
Ulaike elleziyne ateynahum elkitabe ve elhukme ve ennubuvvete fe in yekfur biha haulai fe kad vekkelna biha kavmen leysuu biha bi kafiriyne
fe     in   yekfur biha haulai   fe     kad  vekkelna biha  kavmen leysuu biha  bikafiriyne
80 +51 +  310 +  8  +  38   +   80 + 104 +   107  +    8  +     147  +    107 +   8 +    363 =1411-1990 (Şeddesiz)
80 +51 +  310 +  8  +  38   +   80 + 104 +   127  +    8  +     147  +    107 +   8 +    363 =1431- 2010 (Şeddeli)

Hz. Mehdi (as) zuhur ettiği vakit canlı tv, radyo ve internet yayınları aracılığıyla insanlar onun konuşmalarını dinleyecek ve mehdi (as)'ı göreceklerdir


Ebû Ali el-Eş’arî; Hasan b. Ali el-Kûfî, Abbas b. Âmir, Rabî’ b. Muhammed el-Muslî aracılığıyla Ebû Rabî’den rivayet eder:
Ebû Abdullah’ın (Cafer Sâdık aleyhisselâm) şöyle buyurduğunu duydum:
El-Kâim (Hz.Mehdi aleyhisselâm) ortaya çıktığında Allah müminlerin kulaklarını ve gözlerini açar (işitme ve görme hususunda müminlere yardım eder). Böylece onlarla Kâim (Hz.Mehdi aleyhisselâm) arasında her hangi bir haberci bulunmaz ve o, bulunduğu mekândan (doğrudan) müminlere seslenir, müminler de onu duyar ve görürler.

Kuleynî, Kâfî, c.8, s.240–241, hadis no: 329.

MEHDİ (AS) HZ. İBRAHİM'İN NESLİNDENDİR

Ahir zaman, dünyanın son dönemlerini ifade eden bir tanımdır. İslam inancına göre, kıyametten önceki bu son dönemde insanlık önce büyük bir bozulma ve dejenerasyon ile karşı karşıya kalacaktır. Haksızlığın, zulmün, açlığın ve yoksulluğun, ahlaki çöküntünün, savaşların ve çatışmaların, kargaşa ve anarşinin arttığı bu karanlık dönem, insanların din ahlakına yönelmeleriyle son bulacaktır. Yokluğun yerini bolluk, haksızlığın ve zulmün yerini adalet ve anlayış, anarşi ve kargaşanın yerini huzur ve güven alacak; dünya tarihte olmadığı kadar güzellik ve bereket içinde olacaktır. Allah, dünyanın aydınlığa ve berekete kavuşması için Mehdi (hidayete ermiş, hidayet bulmuş) sıfatını taşıyan kutlu bir şahsı ve Hz. İsa'nın yeniden dünyaya gelişini vesile kılacaktır. Tüm bunlar, bize Peygamber Efendimiz (sav) tarafından müjdelenen, Kuran'da da işaret edilen çok değerli müjdelerdir

KONUYLA İLGİLİ YAZARIN DİĞER KİTAPLARI


KONUYLA İLGİLİ YAZARIN DİĞER KİTAPLARI

KONUYLA İLGİLİ YAZARIN BAZI MAKALELERİ


KONUYLA İLGİLİ YAZARIN BAZI MAKALELERİ
Kuran'da Mehdi'nin Gelişine ve İslam Ahlakının Hakimiyetine İşaretler   
Hz. İsa ve Hz. Mehdi Gelmeyecek Nidaları, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin Geliş Alametidir  Hz. İsa Nasıl Tanınacak ? -1-
Ahir Zamana Yönelik İşaretler  Hz. İsa Nasıl Tanınacak ? -2-
Ahir Zamandaki Büyük Kuraklık, Deccaliyet'in İslam'a Karşı Saldırıya Geçtiğinin Alametidir  Deccal Nasıl Tanınır?
1979'dan 2006'ya Gerçekleşen Kıyamet Alametleri  Deccal Nasıl Tanınır? (3)
Altınçağın Alametleri  Ahir Zaman Şahısları Neden Tanınmıyor?
Ahir Zamanda Ortadoğu'da Neler Olacak?  Ahir Zaman Şahısları Neden Tanınmıyor? -2 -
Hz. İsa ve Hz. Mehdi, kaderlerinde olan hakimiyeti gerçekleştirecektir Hz.Süleyman, Hz.Zülkarneyn ve Hz.Mehdi... Üç Kutlu Şahsın Ahir Zamanı Aydınlatan Benzerlikleri
Hz. Mehdi ve Hz. İsa Önderliğinde İslam ahlakının yeryüzü hakimiyeti Hz.Mehdi Nasıl Tanınacak? (Hz. Mehdi'nin Fiziksel Özellikleri)
Küresel Isınma Neyin Habercisi? Hz.Mehdi Nasıl Tanınacak? (Hz. Mehdi'nin Manevi Özellikleri)
Şart-ı Muallak Aldatmacası  Hz. Süleyman'ın Benzersiz İktidarının Sırrı
Risale-i Nur Külliyatında Hz. İsa ve Hz. Mehdi Gerçeği Hz. Hızır'dan Hz. Mehdi'ye ledün ilmi sahibi elçiler
Bediüzzaman'ın Müjdelediği Mehdi Hz. Mehdi ve Yardımcıları
Bediüzzaman ve Talebelerinden Ahir Zaman Müjdeleri  Hz. Mehdi'nin Dünyadaki Manevi Ordusu
Yanıltıcı Bir Akım: "Risale-i Nur Tefsirciliği" Mehdiyet Gizlenmesi Değil, Müjdelenmesi Gereken Bir Konudur
Hz. İsa ve Hz. Mehdi konusundaki Şahsı Manevi Yanılgısı Mesih Deccal Sessizce Görevine Başladı
Hz. İsa ve Hz. Mehdi konusundaki Şahsı Manevi Yanılgısı- 2 -  Mesih-Deccal nerede saklanıyor?
Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Hz. Mehdi ile ilgili sözlerinden bazı derlemeler Yecüc ve Mecüc ne zaman nerede?
İmam-ı Rabbani ve Mehdi'nin Geliş Tarihi  1956'dan 2008'e Said Nursi'nin İstihracatı
Kehf Kıssasında Ahir Zaman Şifresi Hz. Mehdi'nin Mücadelesi Nasıl Olacak?
Hz. Mehdi Devrinde Yaşanacak Güzel Hayat: Altınçağ "Hz. İsa Öldü" Diyenler Büyük Bir Yanılgıdadırlar
İslam Ahlakı Yeryüzüne Sevgiyle Hakim Olacaktır Ahir Zamanda, Unutturulmaya Çalışılan Ahir Zaman Konuları
Ahir Zamana Dürüstçe Bakmak

ÖNSÖZ: MÜSLÜMANLARIN TEVRAT VE İNCİL'E BAKIŞ AÇISIYLA İLGİLİ ÖNEMLİ AÇIKLAMA


Allah Kuran'da Müslümanların, Hz. Muhammed (sav)'e ve ondan önce gönderilmiş olan tüm peygamberlere ve bu peygamberlere indirilenlere iman ettiklerini bildirmektedir. Bakara Suresi'nin 4. ayetinde Rabbimiz Müslümanlar için "Onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler..." buyurmaktadır.
Kuran'da bildirildiği gibi İncil, Tevrat, Zebur ve Hz. İbrahim'in sayfaları geçmişte yaşamış olan peygamberlere indirilmiş olan kitaplardır. Bu kitapların bir kısmı yok olmuş, bir kısmı da tahrif olmuş veya değiştirilmiştir. Fakat buna rağmen içlerinde, hak dine ait birçok gerçek ve doğru izah yer almaktadır. Müslümanlar, Kuran'a ve sünnete göre değerlendirip, ayetlere ve hadislere uygun olan izahların doğru olduğuna hüsn-ü zan ederler. Dolayısıyla, Kuran'a uygun, sünnete mutabık Tevrat ve İncil izahları Müslümanların istifade edebilecekleri izahlardır. Ancak temel şart, bu izahların Kuran ayetlerine ve hadislere uygun olmasıdır.
Allah bu kitapların, gönderildikleri toplumlarda insanlar için yol gösterici olduklarını bildirmiştir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
O, sana Kitabı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti. Bundan (Kur'an'dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler... (Ali İmran Suresi, 3-4)
Bir diğer ayette Tevrat için şu şekilde bildirilmektedir:
Gerçek şu ki, Biz Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.)... (Maide Suresi, 44)
Okumakta olduğunuz bu kitapta da,  Tevrat ve İncil'de yer alan ahir zaman alametleri incelenirken söz konusu bozulmuş, dejenere edilmiş kısımlar ele alınmamış, sadece Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerine uygun izahlar kullanılmıştır.

GİRİŞ: İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ AHİR ZAMAN VE MEHDİ (AS) MÜJDESİ

GİRİŞ: İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ AHİR ZAMAN VE MEHDİ (AS) MÜJDESİ

Ahir zaman, dünyanın son dönemlerini ifade eden bir tanımdır. İslam inancına göre, kıyametten önceki bu son dönemde insanlık önce büyük bir bozulma ve dejenerasyon ile karşı karşıya kalacaktır. Haksızlığın, zulmün, açlığın ve yoksulluğun, ahlaki çöküntünün, savaşların ve çatışmaların, kargaşa ve anarşinin arttığı bu karanlık dönem, insanların din ahlakına yönelmeleriyle son bulacaktır. Yokluğun yerini bolluk, haksızlığın ve zulmün yerini adalet ve anlayış, anarşi ve kargaşanın yerini huzur ve güven alacak; dünya tarihte olmadığı kadar güzellik ve bereket içinde olacaktır. Allah, dünyanın aydınlığa ve berekete kavuşması için Mehdi (hidayete ermiş, hidayet bulmuş) sıfatını taşıyan kutlu bir şahsı ve Hz. İsa'nın yeniden dünyaya gelişini vesile kılacaktır. Tüm bunlar, bize Peygamber Efendimiz (sav) tarafından müjdelenen, Kuran'da da işaret edilen çok değerli müjdelerdir.
Ahir zamanın alametlerinin neler olduğunu, bu dönemde gelecek olan Hz. Mehdi'nin özelliklerini, Hz. Mehdi geldikten sonra yeryüzünde ne gibi değişimlerin olacağını ve Hz. İsa'nın yeryüzüne gelişini daha önce yayınlamış olduğumuz kitaplarımızda detaylı olarak incelemiştik. (Detaylı bilgi için bkz. Hz. Mehdi'nin Çıkış Alametleri ve Özellikleri, Mehdi ve Altınçağ, Peygamberimiz (sav)'in Dilinden Hz. Mehdi, Kıyamet Alametleri, Altınçağ, Ahir Zaman ve Dabbet'ül Arz, Hz. İsa'nın Geliş Alametleri, Ahir Zamanı Bediüzzaman ile Anlamak, Harun Yahya) Bu kitabımızda ise, Musevi kaynaklarda yer alan ahir zaman alametlerine, Hz. Mehdi'nin ve "Olam Ha-ba" (Beklenen Dünya) olarak ifade ettikleri altınçağ döneminin özelliklerine yer vereceğiz.
Musevi kaynaklarda tarif edilen, gerek ahir zamanda Hz. Mehdi'nin çıkacağı dönemin alametleri, gerekse Hz. Mehdi'nin hakimiyetindeki altınçağ dönemi, İslami kaynaklarda yer alan tasvirlerle büyük bir benzerlik taşımaktadır. Her iki dinde de, insanların din ahlakından uzaklaşacakları; bu nedenle pek çok zorluk ile karşılacakları; sıkıntılı bir dönemin ardından, güzel ve aydınlık bir dönemin başlayacağı ifade edilmektedir.
Ayrıca bu kitapta, Tevrat'ta(1) bahsi geçen ve hakimiyet vadedilen Ben-i İsrail (İsrailoğulları) kavminin, aslında Mehdi cemaati olduğu açıklanmakta; Mehdi cemaatini asıl belirleyecek olanın ise soy değil, samimi iman olduğu vurgulanmaktadır. Mehdi (AS) ve cemaati, Allah için yaptıkları faaliyetlerdeki başarıları ile tanınacaktır. Allah dinini hakim kılmak için kaderde kimi vesile kılarsa, bu sıfata vakıf olacak olanlar da onlar olacaktır.
Gerçek din ahlakının tüm dünyaya hakim olması ve bu sayede insanların her türlü maddi manevi sıkıntıdan kurtulmaları, tüm iman edenlerin temennisidir. Mehdi (AS)'ın çıkışı öncesindeki alametlerde görüleceği gibi, yaşanılan pek çok olay, asırlardır beklenen bu mübarek dönemin yaşanmaya başladığını göstermektedir. Tüm müminler gibi bizim de duamız, Allah'ın bizlere din ahlakının yeryüzüne yayılması için yürütülecek fikri mücadeleye katkıda bulunma imkanı vermesi ve bizleri de bu kutlu döneme şahit kılmasıdır.


(1) Musevilerin kutsal kitabı, "Eski Ahit" olarak da bilinen 39 kitaptan oluşur. Bunların ilk 5'inin, Hz. Musa'ya vahyedilen Tevrat'ın bölümleri olduğu kabul edilir. Diğer kitaplar ise, Tevrat sonrasında, diğer Yahudi peygamberlerine vahyedilen veya hayatlarını anlatan yazılardır. "Tevrat" kelimesinin Eski Ahit'in tümünü kast edecek biçimde kullanıldığı da olmaktadır. Bu kitapta, söz konusu kullanım kabul edilmiş ve tüm Eski Ahit kitapları "Tevrat" olarak nitelenmiştir.